Feed on
Posts
Comments

Aşk dediğin.. Acaba nedir?..

Kadın anlatıyor.. “Bir gün bir kafenin köşesinde oturmuş Dorian Gray’in Portresi adlı romanı okuyordum. Bir adam yanıma geldi ve ne okuduğumu sordu. O adam şimdi kocam.. 10 dakika geç gelseydi.. Ya da ben romana dalıp o kadar kalmasam ve kahvem bitince gitseydim.. Ya o gün hiç o kafeye gitmeseydim.. Ya da o gün o hiç gelmeseydi..”
İzliyorsunuz..
Adam, internetten okuduğu bir ilana bakıp iş için başvuruyor. Bekleme salonunda ayni ilanı okuyup gelmiş bir genç kızla tanışıyor.. Onu bir kahve içmeye davet ediyor ve..
Dedim ki kendi kendime, “Bu filmin senaryosunu yazanları mahkemeye verip, ‘Benden yürütmüşler” desem mi?..
Aşkın 500 Günü’nden (500 Days of Summer) söz ediyorum..
Son zamanlarda seyrettiğim en şirin, en tatlı, en hoş romantik komedilerden biri..
Taraflardan biri daha ilk görüşte hoşlanır. Tanıdıkça tutulur, sırılsıklam âşık olur. Onsuz yapamaz hale gelir. Öteki aşka inanmaz.. Birlikte olmak, gezmek, eğlenmek, hatta yatmak yeterlidir..
Biri fevkalade romantik âşık, öteki bağlanmadan keyfine göre yaşayan biri..

Çok klasik, çok klişe, bin defa çekilmiş bir öykü değil mi?.
Ama farklı yapan, böylesi hoş kılan bir şey var..
Romantik, ölesiye âşık olan erkek.. “Aşkı boş ver, günü keyfimizce yaşayalım” diyen de kadın bu defa..
Filmde, bugüne dek, gerek hayatta, gerek filmlerde erkekte rastladığımız eylem ve söylemlerin hepsi, kadın tarafında.. İşler böyle tersine dönerse ne oluyor, onu da görüyorsunuz..
Ama 500 Gün bir sabun köpüğü değil.. Gerçekten aşkın felsefesini yapıyor..
Aşkın ne olduğunu ve de ne olmadığını görüyorsunuz..
“Ben onsuz yapamam.. Terk edildim. Öldüm.. Bana yaşamak haram.. Aman bir şeyler söyle” diye yazan yığınla mektuba, hem de bu sütunlarda “Onunla nasıl tesadüfen karşılaştığınızı hatırlayın. O tesadüf olmasaydı, hayat boyu mutsuz mu yaşayacaktınız.. Hani başkası olamaz ya.. Demek ki olur.. Bir başkası bir başka yerde sizi bekliyordur.. (Mesela bir iş bulma bürosunun kapısında)” diye yanıtlar vermedim mi?..
Hayatınızın en büyük aşkını karşınıza bir tesadüf çıkardı.. Tamam.. Tamam da, bir adım daha gidelim.. O tesadüf gerçekten tesadüf mü, yoksa bir şeyler, birileri o tesadüfü planladı mı?..
Mesela kader?..
Kader mi götürdü sizi, o dakikada o kafeye?.. Ya da internet ilanıyla ayni odada buluşmanızın tezgahını kader mi kurdu?.
Aşk, tesadüf mü, kader mi?.. Mucize mi?..

 

Ya da aşk diye bir şey aslında yok da, biz mi onu kafamızda yaratıyoruz?..

Dünya kuruldu kurulalı sorulan ve tartışılan bu soruları, bugün buracıkta yanıtlamamı beklemiyorsunuz herhalde..
O zaman kafanıza takmayın boşuna.. Çıkın evden.. Gidin 500 Gün’e.. Çok neşeli, çok keyifli bir film izleyin.. Yer yer, birbirinden güzel şarkılarla, harika bir konsere, parktaki sahnesiyle bir Gene Kelly müzikaline dönen filmi izleyip keyif yapın..
Bir minik anma da var filmde.. She’s like the wind adlı şarkıyı eylül ortasında kaybettiğimiz Patrick Swayze yazmış. Filmde de kendisi söylüyor..

Tarih: 18/10/2009
Yazarın izniyle yayınlanmıştır.

 

Yemekte doğru bilinen 11 yanlış
Günlük hayatta sıklıkla yediğimiz gıdalarla ilgili yapılan birçok hata var. Bunlar yanlış beslenmeye yol açıyor

Birçok insan, sağlıklı yaşamak için yemek seçimlerine özen gösterir. Çocuklar için seçilen yemeklerin protein ve mineral açısından zengin olmasına dikkat edilir.

Hastalandıklarında çeşit çeşit karışımlar hazırlanır ki çabuk ayağa kalkabilsinler. Aynı şekilde eşler birbirine, öğrenciler ev arkadaşlarına hastalandıklarında iyi bakabilmek için ellinden geleni yapar. Ancak sağlıklı olduğunu düşünerek tükettiğimiz yiyecek ve içecekler bazen yanlış beslenmemize neden olabiliyor. Üstelik doğru bildiğimiz bu yanlışlar yalnız hastalık durumlarında yapılmıyor.
Günlük hayatta sıklıkla yediğimiz gıdalarla ilgili yapılan birçok hata var. Et yemeklerinin yanında ayran içmek, yemek arasında su içmemek, balı sıcak su veya sütle karıştırmak bunlardan yalnızca birkaçı. Bu yanlışların neler olduğunu öğrenmek isterseniz uzman diyetisyenler Turgay Köse, Dilara Koçak ve bilim doktoru Haluk Saçaklı’nın tavsiyelerini okuyun.

Balık yanında yoğurt yememek: Bilinenin aksine balık tazeyse yoğurtla birlikte yenilmesinde sakınca yok. Zehirlenmenin sebebi yoğurt değil, balığın içinde bulunan ‘histamin’ proteini. Bu madde yoğurtta da olduğundan, birlikte yenildiğinde vücuttaki ‘histamin’ miktarı artabiliyor ve alerjik durumu olan kişilerde kızarıklığa ya da kaşıntıya neden olabiliyor. Balığınızın tazeliğine güveniyorsanız, yoğurtla birlikte tüketmenizin hiçbir sakıncası yok.

Pekmeze yoğurt veya süt eklemek: Genellikle anneler faydalı olduğunu düşündüğü için çocuklarına yedirdikleri pekmeze yoğurt veya süt katar ya da tam tersi süte pekmez ekler. Hâlbuki sütün içinde bulunan kalsiyum, pekmezde bulunan demirin emilimini azaltıyor. Demir, C vitamini ile birlikte tüketildiğinde emilim artıyor ve C vitamini demirin vücutta daha iyi kullanılmasını sağlıyor. Bu sebeple pekmez, süt yerine portakal suyu ile karıştırılırsa çok daha faydalı olacaktır.

Et yemekleri yanında ayran içmek: Et yemeklerinin yanında ayran içmek vazgeçilmez geleneklerimizdendir. Fakat yukarıda anlattığımız nedenden dolayı et ve ayranı ya da yoğurdu bir arada tüketmemek gerekiyor. Etteki demirin emilimini, ayrandaki kalsiyum azaltıyor. Eğer et yemeklerini de C vitamini ile birlikte yerseniz emilim artacaktır. Mesela et yemeğinin yanına, içinde maydanoz ve biber olan bol limonlu bir salata hazırlayabilirsiniz. Böylece C vitamini açısından zengin olan maydanoz, biber ve limon sayesinde etteki demirden maksimum fayda sağlarsınız.

Ispanağı yoğurtla birlikte yemek: Ispanakta da demir vitamini olduğundan yoğurtla yememeniz gerekenlerden. Sadece ıspanağı değil, içinde demir olan yiyecekleri kalsiyumla tüketmeyin.

Yemek yanında su içmemek: Birçoğumuz yemek yerken su içmenin kilo aldıracağını düşünürüz. Ne kadar susasak da su içmeyi yemekten 1-2 saat sonrasına saklarız veya yemeğe başlamadan içeriz. Kulaktan dolma bu inancın tersine yemek sırasında su içmek kilo aldırmaz, tam tersi iştahı yatıştırmaya yardımcı olur. Yalnızca sindirim sorunu olanlar yemek sırasında su içmemeli.

Aç karnına limonlu, sirkeli su veya greyfurt suyu içmek: Kilo problemi olan birçok insan, aç karnına sirkeli, limonlu su veya greyfurt suyu içmenin zayıflatacağını düşünür. Suya eklenen limon veya greyfurt, C vitamini içeriği dolayısıyla, güne başlarken kendini iyi hissetmenizi sağlayabilir. Ancak bu uygulamanın ne yazık ki zayıflatıcı hiçbir etkisi yok. Hatta sindirim sisteminizde rahatsızlık varsa sirkenin zararlı etkileri de olabilir.
Zeytinyağı, katı yağlar gibi kilo aldırmaz: Zeytinyağı kalp ve damar sağlığı için faydalı olsa da kilo yapma bakımından diğer yağlardan farksız. Zeytinyağı da olsa margarin de olsa bütün yağların 1 gramı 9 kalori enerji veriyor. Yani zeytinyağı da gereğinden fazla tüketildiğinde kilo yapıyor.

Balı sıcak sütle karıştırmak: Kendimizi biraz kötü hissettiğimizde, grip olacağımızı düşündüğümüzde hemen aklımıza gelir sıcak suya bal ve limon karıştırıp içmek. Sıcak sıcak içmeye önem verdiğimiz bu karışımın boğazlarımıza iyi geleceğini düşünürüz. Sıklıkla yaptığımız bu yanlış, aslında baldaki protein, mineral ve enzimlerin kaybedilmesine neden oluyor. 43 derecenin üzerinde ısıya maruz kalan bal, tüm besin değerini yitiriyor ve sıcak suyun, sütün ya da çayın içinde yalnızca tatlandırıcı işlevi görüyor. Bu nedenle balı ılık su, süt veya meyve suyu ile tüketmeye özen gösterin.
Kolesterolü artırır diye yumurta yememek: Yumurta anne sütünden sonra en kaliteli protein kaynağı olarak kabul edilir. Bu sebeple hiçbir sağlık problemi olmayanlar günde 1 yumurtayı rahatlıkla yiyebilir. Kolesterol, şeker veya tansiyon gibi problemi olanların haftada 2 yumurta tüketmesi daha uygu. Yumurtayı haşlama olarak yiyebileceğiniz gibi menemen, omlet, çılbır şeklinde 1 tatlı kaşığı yağ ile tüketebilirsiniz.

Kepek ekmek ve light ürünler, kilo aldırmaz: Kepek ekmeğinin kalorisi, beyaz ekmeğe göre biraz daha az olduğundan, kadınlar genellikle kepek ekmek yemeyi tercih ediyor. Ancak kepek ekmek ile beyaz ekmek arasında çok büyük bir kalori farkı yok. ‘Nasılsa kalorisi az’ diye kepek ekmeğini fazla tüketenler ise zayıflamak yerine kilo alıyor. Aynı şekilde üzerinde light yazan yiyecek ve içeceklerin tüketimlerine de dikkat edilmesi gerekiyor. Çünkü bu ürünlerin içinde şeker olmamasına rağmen yağ, un, tuz gibi lezzet veren öğeler var.

Yemekten hemen sonra meyve yememek: Yemekten sonra meyve yenilmesinin yağlanmaya sebep olacağı düşünülür. İkinci tabak yemek yerine, bir porsiyon meyve (1 elma, 1 portakal, 2 mandalina veya 1 armut ) yemek daha az enerji alımını yani daha az yemeyi sağlar. O nedenle yemek sonrası doygunluk sağlanamıyorsa, aşırıya kaçmayarak meyve yenilebilir. Ancak her besinin aşırı tüketilmesi yağ olarak depolanmasını artırır.

Prof.Dr. Metin CEYHAN

Yılmaz Gürler’e paylaşımı için teşekkürler…

BELGESELİM DİLE GELDİ

” Hadi bakalım zeki çocuk, bundan sonra ne yapacağım? Eriyen buzullar sonrasında nerde yaşayacağım? Bir bilen varsa, lütfen bana ne yapmam gerektiğini söylesin.”

ŞAMPİYONLAR GELİYOR

 

 

 

ŞAMPİYONLAR  GELİYOR

Bazen önceden bir şeyleri görebilmek en azından algılayabilmek her zaman kehanet sayılmaz. Geleceği yapacaksanız, bugünden planlayacak, hazırlanacak, çalışacak çalışacak çalışacaksınız. Ulu önder Atatürk’ün dediği gibi “yorulmamak üzere yola çıkacaksınız”. Bu şekilde hedefe doğru yürüyenler asla yorulmazlar ve başarıya ulaşırlar. Bu yazıda sizlere şimdiden altını kalın olarak çizerek diyorum ki; çok yakın bir gelecekte, Dünya Şampiyonlarımız olacak.

Kimlerden mi bahsediyorum? En azından beş yıldır koydukları Liselerarası Hentbol Dünya şampiyonluğu hedefine adım adım ve planlı biçimde ilerleyen İstanbul CENT Kolejinin hentbol takımından bahsediyorum. Geleceğimizin garantisi olan pırıl pırıl gençlerimiz azimle hedeflerine ulaşmanın savaşımını veriyorlar. Önce İstanbul şampiyonluğunu kazandılar. Lise takımları genelde 15-17 yaş öbeğindeki çocuklarımızdan oluşuyor. Cent kolejinin hentbol takımı hazırlık çalışmaları sırasında Asya Kupasına hazırlanmak amacıyla İstanbul´da kampta bulunan Irak A Milli Takımı ile karşılaştılar. Cent Koleji çekişmeli ve dostça geçen bir maçtan sonra rakibine 32 – 29 mağlup oldu. (Aşağıdaki resim).

Ardından, Sinop’ta yapılan bölge şampiyonasına katıldılar ve şampiyon oldular. Maçların sonuçlarını vermeyip rakiplerini açık farklı şekilde yendiklerini belirteceğim. Sinop’taki yarışmaya katılan takımlar şunlardı.

Ankara …. Bahçelievler Deneme Lisesi

İstanbul … Özel Cent Koleji

İzmir ……. Maltepe Askeri Lisesi

Bursa …… Hürriyet End.Meslek Lisesi

Rize …….. Kemal Yardımcı Meslek Lisesi

Hatay …… Hacı Ali Nurlu Lisesi.

Türkiye şampiyonasına hiç aralıksız ve yoğun biçimde hazırlanıyorlar.

Amaçları tabii ki öncelikle göğüslerine ay-yıldızı takmak…

Bölgelerdeki yarışmalarda birinci ve ikinci olan takımlar Şubat ayında Eskişehir’de yapılacak Türkiye şampiyonasına katılacaklar.

Diğer şehirlerde yapılan bölge şampiyonaları sonunda,

Sinop bölgesinde,

İstanbul    Cent Koleji

Bursa       Endüstri Meslek Lisesi

Adana

İstanbul    Şişli Terakki

Ankara     Ted Koleji

Manisa bölgesinde,

Ankara     Batıkent Lisesi

Konya      İsmail Kaya Lisesi

Aydın bölgesinde,

İstanbul    Halide Edip Adıvar Lisesi

İzmir         MEF

hentbol takımları final maçlarını oynamaya hak kazandılar.

Türkiye şampiyonu olan takım, 19 Mart ile 27 Mart tarihleri arasında Portekiz’de yapılacak olan Liselerarası  Dünya Hentbol   (ISF – HANDBALL 2010)  şampiyonasında ülkemizi temsil edecek.

Tüm takımlarımız azimle, çok zevkli ve heyecanlı geçeceği belli olan Türkiye şampiyonasına hazırlanıyorlar. Hepsine başarılar diliyorum. Ata’mızın “Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklı olanını severim” özdeyişini de hiçbir zaman akıllarından çıkartmamalarını tavsiye ediyorum.

Benim kanım odur ki; Cent Koleji Hentbol Takımı Türkiye Şampiyonu olduktan sonra Portekiz’den de Dünya Şampiyonluğu kupasını alarak gelecek.

Bundan en ufak bir şüphem yok. Dünya Şampiyonumuzu karşılamaya hazırlanın lütfen. Azimle çalışanın başaramayacağı hiçbir şey yoktur.

Ben 28 Mart günü Yeşilköy Hava Limanında olacağım. Ya siz ?

Bazı kişiler vardır hayatımızda doğduğumuz andan itibaren yer alırlar. Bu kişilerden bazıları akraba denilen kısmındadır. Bazı kişilere de bizler, ilerleyen yıllarda hayatımızda yer veririz. Bu kısımdakilere arkadaş, dost denir.
Yine de yaşadıklarımız; gerek akrabalardan bir kısmını, gerekse arkadaşlardan bir kısmını gönderiverir geldikleri yerlere. Onlarla yaşanılanlar, paylaşılanlar anı olarak kalır bizlerde.
Her türlü gönderme, gitme, kayıp hüzünlüdür ne kadar kızılsa da o kişilere.
Hayatıma giren dünyaya gelmeden önce ya da dünyadaki günlerimi tüketirken elde ettiğim insanlarla acı – tatlı birçok anım var benim de.
Hayatımın dönüm noktası;  anne ve babamı kaybettiğim gün başladı benim. Kimlerin yanımda olduğunu, kimlerin zaten hiç olmadıklarını o gün öğrendim. On altı yaşımdayken….

Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğü ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü ile yapılan görüşmeler sonucunda 31 Ocak 2010 tarihinde Kadıköy Rıhtım Meydanında, en az 100 kişi bir araya gelerek canlı zincir oluşturulacak.

 Etkinliği kim yapıyor hiç ilgilenmedim. Tek derdim; hayvanların yararına bir yerde bir şey yapılıyor olması. Ve kesinlikle desteklenmeli!! Herkes de benim gibi düşünmeli.

Birlikte olunmalı, diğer her şey bir kenara bırakılıp tek yürek, tek ses olunmalı, o bütün dilsiz, savunmasız canlar adına!!

Okumaya Devam Edin »

Canlı sevgisi dünya üzerindeki en kutsal sevgilerden… Bazı insanlar çiçekleri sever, doğayı sever, bazıları ise hayvanları, börtü böceği sever… Doğadaki canlılar özellikle kuşlar, yırtıcılar, sürüngenler bir çeşit enfeksiyon ya da yaralanmaları halinde yaşadıkları bölgenin doğasında bulunan bitkilerden faydalanırlar.Zaten günümüzde ilaçların temelinde bitkilerden elde edilenler gayet geniş bir bölümü kapsamakta. Gelişen genetik bilgi teknolojilerle bu doğal ortamdaki bitkileri evlerimizde de büyütmeye, ilgilenmeye başladık. Dikkat etmemiz gereken bu bitkilerin birlikte yaşadığımız kedi ve köpeğimize olan etkileri.

Sevgili dostlarımızın bu bitkileri kazayla yediklerinde ya da yememeleri için neler yapabileceğimize bir bakalım… 

Öncelikle yenildiğinde zehirlenme yaratabilecek bitkilerden örnekler verelim…

Okumaya Devam Edin »

GİZEMLER

Yüzyıllar önce yaşamış insanlara karşı kendimizi üstün hissetmeyi severiz, nedir hem onların çamur barakaları ve kafataslarına delik açarak soğuk algınlığını geçirmeleri. Ama yine de haklarını vermeliyiz: Arkalarında bazı eserler bıraktılar ki, en akıllı modern bilim adamları bile kafalarını kaşıyorlar. Mesela bu muammaları bırakmalarının tek nedeninin ileri jenerasyonların akıllarını karıştırmaktan başka bir nedeni olmadığına eminiz.

 

Voynich Metni

 

 

Gizem: Voynich Metnini çevirmeye çalışan herkesi engelleyen tarih öncesi bir kitap.Organize edilmiş tutarlı yazı, ayırtedilebilir şekilde organize ve detaylı illüstrasyonlarla dolu.
Gerçek bir dilmiş gibi gözüküyor – sadece kimsenin daha önce görmediği. Gerçekten bir anlamı varmış gibi duruyor ama kimse bilmiyor anlamını.
Ne kimin yazdığı ne de  ne zaman yazıldığı hakkında ortak bir fikir yok. Niye yazıldığı ise tamamen bir muamma.

Niye Çözemiyorlar?

Bir bakın şuna, Siz çözebilir misiniz?

 

Denemeyin bile. Uzman ordu kriptoanalistleri, kriptologları, matematikçileri, dilbilimcileri ve kodları bulup kırmak için para alan insanlar denedi ve hiçbiri bu kodun bir kelimesini bile kıramadı.
Tahmin edebilirsiniz ki, mantıklı veya tamamen mantıksız binlerce çözüm sunuldu. Bazıları çözülmesi için bir anahtarın olması gerektiğini söyledi. Bazıları bunun bir aldatmaca olduğunu olduğunu savunuyor. Bazıları bunun Tanrı veya uzaylılar tarafından anlamamız için yapılmış peltek konuşma veya  bir yazı olduğunu düşünüyor.

 

Antikythera Mekanizması

 

 

Gizem: Antikythera Mekanizması Yunanistan yakınlarında Milattan önce 100 yıllarına ait bir gemi batığında bulunmuş olan karmaşık bir makinedir. Antikythera Mekanizmasında bulunan donanım ve yapı 1000 yıl öncesine kadar yoktu.

Niye Çözemiyorlar?
İlk önce kimse makinanın nerede yapıldığını veya kimin dizayn ettiğinde anlaşamıyor. Popüler düşünceye göre Yunanistan’da bulunduğuna göre orada yapılmıştır. Ama ciddi araştırmalar sonunda dizaynın Sicilya’dan geldiği öne sürülmüştür.
Bu mekanizmanın, parmağınızı koparmanın yanında, astrolojik pozisyonları belirlemek için kullanılmış olduğu düşünülmekte. Ancak problem o zamanda daha kimsenin yerçekimini keşfetmememiş olmasıdır.
Antikythera Mekanizması sahip olduğu özellikleri o zamanda yaşayan hiçbir insanın bilmemesi ve anlamaması ve o çağa ait hiçbir mekanik özelliğinin olmaması.

 

 

Baigong Boruları

 

 

Gizem: Daha Çin’de insanların yaşadığı bilinmeyen zamandan kalma, dağın tepesinde 3 tane üçgen şeklinde nereden geldiği belli olmayan borular var. Bunlardan bazıları dağın içine derine gidiyor, bazıları da yakınlardaki tuzlu su gölüne gidiyor. Gölün doğu-batı kıyısında hala çalışan borular var. Bazı büyük borular 40 cm genişliğinde, aynı büyüklükte ve görünürde işe yarar belli şekiller düzeninde yerleştirilmiş.
Peki niye bu kadar büyütülüyor? Arkeologlar bu boruların yapım tarihini, insanların saçlarını yakmadan et pişirmeye çalıştıkları zamanla aynı olduğu görüşündeler.

Niye Çözemiyorlar?
Boruların Zeus’tan bile yaşlı olmasına rağmen yıkılmamışlar. Bu da onların sadece oraya keşif olsun diye konmadıklarını gösteriyor. Bir de, size bahsetmiş miydik bu dağın insan yaşamı için uygunsuz olduğunu?
Bazı deliler bu boruların tarih öncesi astronomi labaratuarı veya uzaylıların bıraktığı uzay üssü olduğunu bile düşünüyorlar.

Kosta Rika’nın Devasa Taş Topları

Gizem: Kosta Rika’da ve onu çevreleyen bazı alanlarda devasa taş topları vardır. Mükemmel bir küre halinde bu düzgün topların bazıları birkaç santimetrelik bir çapa sahip. Bazıları da tonlarca ağırlığında olup yaklaşık 2.5 metre çapa sahiptir.
Bilinmedik insanlar tarafından bu taşlar mükemmelleştirilmek için oyulmuş. Bu toplar heryerde ve hiçbir amaçları yok.
Bazı toplar yerliler tarafından altın, kahve çekirdekleri veya bebek bulma amacıyla kırılmış. Bazıları hareket ettirilmiş ama bazıları buldozerle hareket ettirmek için bile çok ağırlar.

Niye Çözemiyorlar?
Yakınlarında hiçbir taş ocağının yok. Ama bu bilgi de işe yaramaz çünkü bu taşlar volkanik kayalardan yontulmuştur.

Bağdat Pilleri

Gizem: Bağdat Pilleri, Mezopotamya’da bulunan milattan önce ilk yüzyıllarda yapıldığı tahmin edilen tarihi eserlerdir.
Arkeologlar pillerle karşılaştıklarında ilk önce depolamak için kullanılan kil kap olduklarını düşünmüşlerdi. Ancak bulduklarının asit çürüme gösteren bakır tel içerdiklerini keşfettikleri zaman bu teorilerinin yanlış olduğunu anladılar. Bu kaplarda büyük ihtimalle bakırla iletişime geçip elektrik yaratacak bir sıvı bulunduruyormuş. Eğer doğruysa, ilk pil yapım tarihini yüzyıllar öncesine çekiyor.
Herşey iyi güzel de, bunlar pilleri ne için kullanıyorlardı?

Niye Çözemiyorlar?
Orada tarih öncesinden kalma kamera bulunmuyor. Bazı araştırmacılar bunlara “dendra ışığı” – elektrik yay ışıkları- için enerji kaynağı olduğunu söyledi. Bazıları da bu teorinin tamamen saçmalık olduğunu düşünüyor.
Bazı mantıklı insanlar bunun eşyaları altınla kaplamak için yapıldığını, bazıları da insanlara şok terapisi uygulamak için kullanıldığını söylüyor.

Martin Luther King   ( Lütfen yandaki linki tıklayınız.)

Kaynak: Paylaşımı için Mehmet Sungur’a teşekkür ederim.

« Yeni Yazılar - Eski Yazılar »