Feed on
Posts
Comments

Hastane maceramın bir başka bölümüne hoşgeldiniz. Merak etmeyin sizleri diziler gibi on üç bölüm yazıp, sonra da sezon finali deyip acıklı bir şeylerle ne ağlatacak ne de sıkacağım. Her şeyi tadında bırakacağım. Sadece bundan sonra iki bölüm daha var o kadar.

Ameliyat günü oda arkadaşımız Hatice’ye kan verdiler. Hatice o kan damarlarından gitmeye başlayınca endişeli ve çokça da esprili bir soruyu soruverdi:” şimdi bu kan kime ait? Sarhoş birinin kanını mı verdiler bana, yoksa sapık birinin mi? Ya da acımasız birinin mi? İşkolik birinin mi?”

Bizler de ona: ” sarhoş ya da dediğin diğer olumsuz türden kişilerden kan bağışını kabul etmezler. İçin rahat olsun kan bağışında bulunan kişi merhametli kişidir. Duygusal kişidir. Sen bak, aşırı duygusal ve ağlak birinin kanını vermiş olmasınlar. Gaddar ve vicdansız kişinin kanını vermiş olamazlar, çünkü onlar kan bağışında bulunmazlar.” dedik.

Ameliyat olacağım gün çok uzaklardan, İstanbul’dan bir misafirim vardı. Candostum, ailemizin büyüğü, manevi ağabeyim, değerli insan Gazi Güder onca kilometreye rağmen kalkıp geldi. İşlerine rağmen. Ona böyle bir zahmete girmemesini, işlerini benim yüzümden aksatmamasını söyledim ama nafile. Dinletemedim.

Bana:” candostluk, ağabeylik, kardeşlik, ahde vefa vb. bu gibi durum ve günlerde belli olur” dedi.

Ameliyatıma dakikalar kala yetişti. Süpermen ağabeyim benim. Ameliyat için ismim anons edildiğinde pencereden candostumla görüştük. Ne çok söz sığdırdık o kısacık görüşmeye, uzaktan da olsa birbirimizi anlayabildik, her zamanki gibi. Desteği için ne kadar teşekkür etsem azdır.

Ameliyathaneye gidişim için hazırlık yapıldı. Bana da her ameliyata gidenin giydiği önlüklerden yeni bir tane giydirildi. Ben, Aysel ve görümcem Yasemin hastabakıcının gelip beni götürmesini beklerken, hemşire hanımlardan biri halen hastabakıcının gelmediğini görünce yeniden hastabakıcıya seslendi ve tekerlekli sandalye getirmesini söyledi. Ben: ” yürüyerek gidebilirim” dememe rağmen sistem öyleymiş. Hasta tekerlekli sandalyeyle ameliyathaneye götürülüyormuş. Ya tekerlek bulunmasaydı asırlar önce?! O zaman tahteravalliyle mi götüreceklerdi? :))))

Yürüyen sandalyeyle hastabakıcı beni ameliyathaneye götürdü. Ara bölme vardı ameliyat yapılan yerle ameliyathanenin önü arasında. Hijyene çok önem veriyorlar. Kendi terliklerimi ameliyathanenin önünde benden aldılar bir poşete koydular. Daha sonra onu yattığım servise götürmüşler. Bana ameliyathanede giymem için bir terlik getirdi hastabakıcı. 38 numaraymış. Ayağıma geldi. Kırmızı terlikler onlar da ilk kez kullanıma açılan terliklerdi. Bir de görüntüleri hollanda takunyalarına benziyordu.

Adımı seslenene dek o arada bekledim. Bana saatler gibi gelen dakikalar boyunca personel trafiği ve  kendi aralarındaki esprileri çok yoğundu. Kendimi bir an mezbahaya getirilmiş ve kesilmesini bekleyen kurbanlık gibi hissetmeye başladım. Ben bu düşünceler içindeyken, adım zikredildi ve hastabakıcının biri gelip koluma girdi ve elimi tuttu. Yürüyerek kenardan kenardan ameliyathaneye girdik. Hastabakıcı bana: ” öbür tarafa bakma” dedi. Anladım ki orada başka biri daha kesiliyordu pardon ameliyat ediliyordu.

Yüzümde salakça bir gülümseme ve kendi iç dünyamda kendimle yaptığım hoş sohbetimle yürüyerek kendi ameliyat masama geldim. İki kısa merdiven çıkarak kendimi sert zemine bıraktım. Aklıma muzipçe şeyler geliyordu. Musalla taşına kendiliğinden yatan cenazeye mi benzetmedim kendimi, uzay mekiğine binecek Türkonota mı? ( Türkonot: Türk astronot Bircan’cada.) :))))

Oyyy oyyyy oyyyy ameliyat masasının başı bir kalabalıktı sormayın gitsin. Herkes bir yerime bir şeyler yapıyor, bir yerlerime kendi branşlarıyla ilgili bir şeyler takıyorlardı. Biri ağzımı açmamı söyledi. Açtım :” güzel” dedi. Ameliyat esnasında ağzıma tıkacakları boru için ölçü aldı sanırım..)))) Aneztezist damarıma narkoz vermeye çalışıyor, bir başkası hangi hastalıklarım olduğunu soruyordu. Ben de:” şeker, tansiyon, tiroit” dediğimde:” başka yok mu, hepsini sen mi aldın hastalıkların. Başka kaldı mı” diye espri yapıyordu. Bayılırım espriden anlayan ve espri yapan insanlara. Biri sonda takmaya çalışıyordu benimse aklımdaki iki soru vardı biri; Cem Bey nerde, diğeri de hazır içimi açmışlarken idrar yolumda da bir problem varsa onu da halledecekler miydi? :))) Sorularımı sordum. Cem Bey le olan kısmına yanıt alamadım ama mesaneyle ilgili soruma yanıt alabildim. Bir sorun varsa o sorunu da halledeceklerdi.:)))) İçim rahatlamıştı birden. Nerdeyse kendi ameliyatımı yapacak kadar bedenimle ilgili bilgiye sahiptim. Ama ne yazık ki genel anestezi altında ameliyatım gerçekleşecekti. Bu belki de doktorumun beyni düşünülerek alınmış bir karardı. Çünkü düşünsenize epidural olarak ameliyat olsaydım uyanık olacaktım ve daha ne gibi sorularım olacak ve ameliyat ekibini bunaltacaktım. Hasta hakları var tamam da bir yere kadar yani. Her şeyi de öğrenmeyivereyim ve bazı sorularım eksik kalsın ne olur ki? :))))

Uzun saatler sonrasında ameliyatım başarılı şekilde bitmişti. Sigorta hastanelerinde insanı ameliyathanede uyandırıyorlar. Herhangi bir komplikasyon var mı yok mu, varsa anında müdahale edilebilsin diye. Özel hastaneler gibi değil yani. Seni uyutup odanda ayılmanı beklemiyorlar. Kısacası sigorta hastanelerinde uyumana izin vermiyorlar arkadaş.:)))

Ameliyathanede gözlerimi açar açmaz ilk sorum doktorum Cem Bey’i sormak oldu. Cem Bey nerde??

Kendisini göremeyince tabii ki narkozun da etkisiyle komplo teorileri beynimde uçuştu. Benim ameliyatımı ya o yapmadıysa!!!! Narkoz bu, tıpkı alkol gibi şişede durduğu gibi durmuyor ne yazık ki.  Beni yoğun bakıma götüren hastabakıcıya narkozun etkisiyle:” Cem Bey’e söyleyin ben ona küstüm” dedim.:)))

Yoğun bakıma geldiğimde yatıracakları yatağa nasıl geçiş yapacağımı tarif ettiler bana. Kendimi o yana çekerek yatağa yatışım yapıldı. Oldu olacak yürüyerek gitmemi isteselerdi benden, belki onu da yapardım. Tövbe tövbe.

Yoğun bakımda sonradan adını sorup öğrendiğim tatlı ve pire gibi çalışan merhametli Tülay Çiftçi hemşire hanım vardı. Bir kolum kalp cihazına bağlı, bir kolumda tansiyon aleti ve onunla ilgili takip makinesine bağlı, kalp cihazına bağlı olan kolumda serum vs. Amaninnnn aynı filmlerdeki gibiydi.

Çok ağrım, sızım vardı. Her şeyden önce de uykusuzdum. UYUMAYI O KADAR ÇOK İSTİYORDUM Kİ. Ne tezat bir durumdu. Evdeyken gözüme uyku girmezdi sorun olmazdı bu durum ama üç gün üst üste uykusuz kalınca, düşünce ve stresten uyuyamayınca ameliyattan önce verdikleri ” d” ile başlayan uyku ilacı ve sakinleştiriciyi mumla arar oldum. Keşke yine verselerdi. Belki bu defa tesir ederdi.

Ben bunları düşünürken doktorum Cem Bey yanıma geldi nasıl olduğumu sordu. Ben de:” çok ağrım var ve uykusuzum. Hem siz neden beni ameliyat etmediniz. Ben size küstüm. Beni ameliyat etmediniz madem, ne olur yarın Yasemin’i siz ameliyat edin lütfen” dedim. Doktorum öyle sabırlı ve güleç yüzlü bir insan ki bana gülerek:”seni ben ameliyat ettim.  Ben yapacağım dedim ben yaptım. Olur mu öyle şey seni ameliyat etmez olur muyum” dedi.

Sağolsun. Anlayışına ve hoşgörüsüne bir kez daha teşekkür ederim.

Ah! Bu narkozun gözü kör olsun şişede durduğu gibi durmuyor meret.! :))))

Tabii benim bu komplo teorilerimin baş nedeni ameliyat öncesi bizlere imzalatılan o kağıt. Kağıtta kısaca ve aklımda kalan maddelerce şunlar yazıyordu:” Ameliyat olmayı, risklerine rağmen kabul ediyor, her türlü yapılacak işleme izin veriyorum. Gerek görüldüğü takdirde ameliyat cd’m ders olarak gösterilebilir ve gerek görüldüğü takdirde asistanlar ameliyatımı yapabilir.” işte bu cümleler benim bilinçaltıma kazıldı ilk okuduğum anda. O yüzden de aklımda hep aynı soru vardı; ” ya Cem Bey beni ameliyat yapmazsa başkaları yaparsa….” Sonuçta tıp öğrencilerine kendilerini geliştirmeleri için bedenimden faydalanmalarına(!) izin vermiş oldum gerek ders olarak görmelerine gerekse ameliyatlarını benim üzerimde denemelerine… Tıp yoluna kurban olurum…. Kurban demişken, bir daha bu kelimeyi duymak ya da sarfetmek istemiyorum.

Evet narkoz yüzünden hep bunlar. Narkoz yüzünden.  Narkoz ve alkol tüm kötü düşüncelerin anasıdır. Peki babası kim? :))))

Bircan OĞANKUL

19/06/2012

Yazar :

1967 İzmir doğumlu. İşletme Fakültesi( Muh.- Finans) mezunu. Doğayı, tüm canlıları seven. 25 yıldır yaşadıklarını, öğrendiklerini, deneyimlerini ve düşüncelerini yazıya döken. Sosyal işlerde yer almaktan mutluluk duyan biriyim.

Yazarın websitesiYa

4 Cevaplar to “OTEL SPA 3 !! Bircan OĞANKUL”

  1. İlahi Bircan, çok güldürdün beni:)))))))), şu otel spa yı biraz daha uzatsan çok iyi olur. Bu arada googla baktığımızda gerçektende bir sürü spa isimli otel var:))))))))) Sevgiler

  2. atilla merih aytaç dedi ki:

    valla ben değilim:)))

  3. Bircan OĞANKUL dedi ki:

    Sağolasın canım arkadaşım sevgili Gülsen’im. Biliyorsun sabah bu yazım, hemi de twiter’a sığmayacak denli uzun metrajlı yazım, bilgisayarın azizliğine uğramış ve onca yazdığımı kaydetmeyerek beni ağlama noktasına getirmişti. Ama sonradan Timur’la konuşurken aklıma geldi:” ne ağlayacağım, o yazdıklarımı ben yaşadım. Hepsini halen hatırlıyorum hemi de daha dün olmuş gibi. Yeniden yazarım ve bilgisayara yenilmem” dedim.

    O da: ”istersen ayaklarını da yere tepinerek ağla ama yapacak bir şey yok” dedi. Gülüştük.

    Sonradan da tekrar klavyeye sarıldım ve yeni baştan yazmaya başladım. Hayret edilecek bir şey her şeyi tam olarak yazmışım. Bunu yazımı bitirip okuduğumda anladım.

    İşte her zaman söylenilen bir şeye daha tanık olmuş oldum, yalanı hatırlamak zordur ama yaşanılanları her zaman eksiksiz hatırlarsın. O yüzden de yalansız cümlelerle dolu bir yaşam diliyorum hepimize. :))))

    Bak işte son cümlemi de nasıl bağladım? :)))) Bir dostumun bana taktığı isimdeki gibi Feylozof Bircan yine görev başında.:)))))

    Google’daki otel spa’ların hiçbiri benim gittiğim sgk otel spa’nın yerini tutamaz.:)))) Çünkü onlar para alıyorlar bense kaldığım otel spa’da beş kuruş para vermedim. Nerdeyse üste para vereceklerdi..:))))))) ( Benden kurtulmak için.)

    Otel SPA’yı uzatırım uzatmasına bende bıraktığı izler ve anılar o kadar çok ki… Ama sizlere de günah. Okurken hastane anılarımdan bunalanlar olabilir.

    Şunu da son olarak eklemek istiyorum, yazdıklarımın hepsi esprilerle dolu ve ben onların hepsini de yaşadım, söyledim. Güldüm, güldürdüm.

    Hayata bir de benim penceremden baktırmak istedim. Her şey o kadar acı ve kötü değil. Yaşamın bizlere sunduklarına itiraz etmeyelim demiyorum hoşlanmadığımız şeyler olduğunda, ama yaşadığımız anları da cehenneme çevirmeden yaşayalım ve tatlı, hoş anılar olarak kalsın beyin hazinelerimizde.

    Ahhhh! Ahhhh! Bu ameliyatın yan etkilerinden biri de çenemi düşürmesi. Bak yorum kısa olur ama ben aldım başımı yürüdüm.:)))

    Hep bunlar o narkozun etkisi. Kesin narkozun etkisi……

    :))))))))))

    Sevgiler

    Not: Atilla Ağabey’im ben Gülsen’e yanıt verirken senin yorumun kayda geçmiş.:))))) Üzgünüm ama bir iki bölüm daha var yazacağım ondan sonra sen sağ ben selamet.:))))) Konuyu değiştiriceğim yani. Yalnız bir süre daha….. Sabır diliyorum sizlere…..)))))

  4. GAZİ GÜDER dedi ki:

    Yaşamla dalga geçmek böye bir şey olsa gerek

    İnsana sorunlarla daha kolay başetme olanağı sağlıyor

    Hadi şımar bari; yaşama bir gol daha attın ))))